Anasayfa / Köşe Yazıları / Diyarbakır annelerinin indirdiği “Demokrasi” maskesi

Diyarbakır annelerinin indirdiği “Demokrasi” maskesi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; “Bu ülkeye demokrasi gelecekse, herkes kimliğinden, inancından ötürü ötekileştirilmeyecekse bunun yolu Diyarbakır’dan geçer” dedi.

Bir başka açıklamasında ise; “Diyarbakır’a gideceğim. Diyarbakır hapishanelerinde anılar yayınlandı. O işkenceleri görmeyecek miyiz? O işkenceden geçen insanlara ‘Burada ciddi bir haksızlık yapıldı’ demeyecek miyiz? Roboski’de gencecik çocuklar öldürüldü. Dosya kapatıldı. Ölenler geri gelmeyecek ama bu ailelerle bir helalleşmemiz gerekmiyor mu ya? “Yanlış bir karardı” demeyecek miyiz? Amerikan filmlerini görüyorsunuz Kızılderililerle ilgili. O filmlerin her birisi aslında helalleşmedir. Toplumun kendisini sorgulamasıdır. Ona izin veren devlet de evet yapın bunu diyor. Siyahiler üzerine yapılan filmleri de görüyoruz. Onların gördüğü zulümlerle ilgili. Bir helalleşme var. Yok efendim benim dediğim doğru. Ben duracağım. Kucaklaşmak varken niçin? İki taraftan da olur olmaz, bir sürü şey geliyor” ifadelerini kullandı.

CHP Genel Başkanı’nın bu açıklamalarından bir kez daha anlaşılıyor ki, PKK terör örgütünün siyasi kolu HDP ile kurdukları gönül ilişkisinde süreklilik devam ediyor.

CHP’nin, HDP için yıllardır yaptığı, “taşıyıcı annelik” tercihi bir yana bu açıklamalar ayrıca irdelenmeye muhtaçtır.

Her şeyden önce Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır-demokrasi ilişkilendirmesinden güncel olarak neyi kastettiği mutlaka netleştirilmelidir. Daha önce de, “Kürt sorunu” demiş ama sorundan ne anladığı ve ne anlatmak istediği net olarak anlaşılamamıştı. Ayrıca ABD’de Kızılderililerin ve siyahilerin yaşadıklarıyla ülkemizde yaşananlar arasında benzerlik kurması da son derece yanlıştır. Üstelik geçmişte yaşanılan birçok sorunun aşıldığı günümüzde, bu ifadeler yaşanılan güncel gerçeklerle de uyumlu değildir.

Bir kez daha net olarak ifade edilmelidir ki; Kürt sorunu konusunda çok önemli mesafeler alınmış, kimlik üzerinden, dil üzerinden dışlayıcı, yasaklayıcı, inkar edici bir iklim ortadan kaldırılmıştır. Bu konuda doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çabası ve başarısı inkar edilemez.

Terörün önlenmesi konusunda güvenlik güçlerinin mücadelesinin yanı sıra her yol denenmiştir. Yeter ki kan akmasın, analar ağlamasın, bu toprakların evlatları kaybedilmesin, küresel sömürü ve terör baronlarının, emperyalizmin kirli oyunu bozulsun diye büyük çaba sarf edildi. Yöntem yanlışlıkları, zaman zaman eksik uygulamalar yaşanmış olabilir ama tüm bunlara rağmen bu yolda denendi ama terör örgütü PKK ve esas olarak da arkasındakiler çözüm sürecini baltaladılar.

Nitekim PKK’nın elebaşlarından terörist Duran Kalkan; terör örgütünün arkasında Avrupa’nın olduğunu itiraf ederek, Avrupa’nın kendilerine “çatışmayı kesmemeleri” yönünde talimat verdiğini söylemiş, “ateşkes ilan etmeyecek, savaşı sürdüreceksiniz diye bize defalarca dayatmalarda bulunuldu” ifadelerini kullanmıştı.

Demokrasi, insan hakları, hak, hukuk, barış adına atılan her adımla zıtlaşanlar; PKK terör örgütü ve onun yanındakiler ile arkasındakiler olmuştur. Çünkü onlar için demokrasi, insan hakları barış gibi kavramlar taşıdıkları maskeleridir.

Nitekim HDP eski eş başkanı Demirtaş, çukur terörünün yaşandığı dönemde; “Bugün mesele insan hakları sorunu değil, Kürdistan’a statü sorunudur” demiş, Suriye’nin kuzeyindeki adına “kanton” dedikleri emperyalist güçlerin isteğiyle PKK/PYD-YPG terör yapısıyla hayata geçirmek istedikleri, parçalanmış Suriye tasarımını referans olarak göstermişti.

Demirtaş’ın net olarak ortaya koyduğu bu hedefin, demokrasi maskesiyle yeniden sahaya sürülmesinin yeni versiyonuyla karşı karşıyayız. Bu yeni versiyonun yine Diyarbakır-demokrasi ilişkilendirmesinde yer tuttuğuna tanık oluyoruz.

Diyarbakır’a her kim atıf yapıyorsa önce Diyarbakır annelerini görmeli, bilmeli, dinlemeli, onlarla hemhal olmalıdır. Onlar ki; demokrasi, insan hakları maskeleriyle barışı, birlikte yaşam iradesini kurşunlayanları deşifre edenlerdir. Onlar ki, “demokrasi” maskelerini yırtandır.

Her kim ki, Diyarbakır annelerinin sarsılmaz mücadelesinden, yüreğinden, haykırdıkları gerçeklerden uzak duruyorsa bilinsin ki; demokrasi maskeli kirli oyunun ya edilgen seyircisidir ya da aktif bir parçasıdır.

Önerilen Haber

Gezi kalkışması, 15 Temmuz’un önsözüdür

Gezi Davası’nda alt mahkeme kararını verdi. Şimdi de üst mahkeme süreci başlayacak. Alt mahkemenin kararı …