Anasayfa / Köşe Yazıları / Muhalefet ittifakının zorlukları

Muhalefet ittifakının zorlukları

Muhalefetin tercihleri; ittifak zeminine ve buna dayalı cumhurbaşkanlığı adaylığına ilişkin belirsizliğini koruyor. Yeni seçim kanunun yürürlüğe girmesiyle bu belirsizlik daha da belirginleşmiş durumda. Zira yeni seçim kanunu, yeni bir ittifak iklimine zemin hazırlıyor.

İttifakların içinde olmanın sadece %7’ye inen ülke barajı açısından bir anlamı var. Yoksa her seçim bölgesinde milletvekili elde etmeye yetecek oy oranını alamayacak partiler için ittifak içinde olmanın bir anlamı yok.

Ancak seçim bölgelerinde milletvekili çıkarabilme şansı zayıf olan partilerin, daha yüksek oy potansiyeline sahip partilerin listelerinde yer bulabilmeleri için ittifak anlamlı olabilir. Bunun da partilerin seçmen kitlelerinin benimsemesi için özel bir çabayla karşı karşıya kalacakları da çok açık.

İşin esası da bu noktada saklı. Zira esas olan fikirlerdir. Hangi partilerin, hangi konularda, hangi fikirler etrafında bir araya geldikleri açık seçik olarak ortaya konulmalıdır. Türkiye için bugünden geleceğe dair genel geçer ifadelerle değil, tüm ayrıntılarıyla ortak yaklaşım nedir? Muhalefet partilerinin en önemli açmazı, ayrıntılı fikri buluşmanın zemininden kaçıştır. Bunun yerine koydukları; halk oylamasıyla kabul edilen mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne (CHS) karşı çıkararak eskiye dönüştür.

Adına her ne kadar, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem de deseler işin esasında önerdikleri yürütmenin yani hükümetin doğrudan halk tarafından seçilmesinin engellenmesidir. Halkın elindeki bu gücü, bu imkanı geri almaktır.

6 muhalefet partisinin 28 Şubat buluşması sonrası kamuoyuyla paylaştıkları 41 sayfalık bildirgede önerdikleri hususların hiçbiri sistemsel değişime gerek duyulacak nitelikte olmadığı gibi önerdikleri sistemde cumhurbaşkanın nasıl seçileceği de ifade edilmemiş. Oysa asıl sistemsel farklılık burada saklı. Bu durumu bile netleştiremedikleri anlaşılıyor.

6 muhalefet partisinin ortak bir aday çıkarıp çıkaramayacakları, HDP’yi ittifak zemininde nasıl konumlandıracakları, HDP’nin de onayını alabilecekleri cumhurbaşkanı adayını nasıl belirleyecekleri muhalefetin en zorlu konularını oluşturuyor.

Bu arada 6 muhalefet partisinin ortak cumhurbaşkanı adayı konusunda her genel başkanının birbirinden ayrı bakış açılarının olduğu da süreç içinde kamuoyuna yansıyor. Demokrat Parti’nin genel başkanının; “20 yıllık AKP döneminde sorumluluğu ortak olmamış olmak” gibi twitter üzerinden kriter ortaya koyması, Zafer Partisi’nin genel başkanının Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ı aday göstermesi, onun da asla aday değilim dememesi, DEVA ve Gelecek Parti genel başkanlarının muhalefetin cumhurbaşkanı adayının seçilmesi durumunda yetkilerini kullanmayacağına ilişkin güvence vermesi yönündeki beklentileri, İP genel başkanının kendisinin başbakanlığı aday olduğu ifade ederek, cumhurbaşkanlığı için ise “seçilebilirlik” kriterini öne çıkarması, CHP genel başkanının İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye başkanlarının aday olmalarını istememesi ve adaylık için devlet tecrübesi araması gibi birbirinden farklı beklentilerin nasıl bir ortak adayda mutabık kalmalarına imkan verebileceğini bekleyip göreceğiz.

Bu noktada muhalefet partileri için bir başka yüzleşme zorunluluğu da; başta ABD ve Batı’nın bazı ülkelerinin 2023 seçiminden beklentileri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirebilmek için muhalefeti destekleyeceklerine dair açık seçik beyanlarıdır.

Türk Milleti’ne rağmen bu cesareti gösteren emperyalist devletlerin cesaretini kıracak olan esasen muhalefet partileridir.

Bunu yaparlar mı? Bizim üzerimizden hesap yapmayın derler mi? Yoksa tezkereye hayır oyu vererek yaptıkları gibi emperyalist hevesleri cesaretlendirmeye devam ederler mi?

Belirleyecekleri ortak adayın anatomisi de bu soruların cevabına ışık tutabilir. Bekleyip göreceğiz.

Önerilen Haber

Gezi kalkışması, 15 Temmuz’un önsözüdür

Gezi Davası’nda alt mahkeme kararını verdi. Şimdi de üst mahkeme süreci başlayacak. Alt mahkemenin kararı …