Anasayfa / Köşe Yazıları / Katar’a kızgın olanlar

Katar’a kızgın olanlar

Katar Yatırım Fonu’nun (KYF) Borsa İstanbul’dan %10 pay satın alma kararı üzerine, bazı cenahlardan daha önce de yaptıkları gibi yine “Ülke Katar’a satılıyor” yaygarası kopartıldı.

Bu durum öylesine çığırından çıkarıldı ki, benim de bulunduğum bir TV tartışma programında CHP Milletvekili Ali Mahir Başarır; “Cumhuriyet tarihinde ilk kez devletin ordusu Katar’a satılmıştır” diyebildi.

Program esnasındaki tepkilerimize rağmen Sakarya’daki “tank- palet fabrikasının satılması ordunun satılmasıdır” diyerek ısrarını sürdürdü. Program moderatörünün, geri alması yönünde teklifine karşılık, dolu dolu “kusura bakılmasın, çok yanlış tabir oldu, maksadımı aştı ve Türk ordusundan özür dilerim” demesi beklendi ama demedi. Sadece moderatörün ısrarına uyarak, “geri alırım” dese de o çirkin, yakışıksız söz sarf edilmiş oldu.

Bu zatlarda Katar’ın adı duyuldukça bu denli nefret, hakaret üslubuna yol açan nedir? Nedir Katar’a olan bu kin? Bu noktada iki hususun aydınlanması lazım.

Birincisi; Borsa İstanbul’da hisse satışının durumu. Her şeyden önce bilinmelidir ki, Katar Yatırım Fonu’nun (KYF) aldığı %10 hisseyi, daha önce aynı oranda Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası almıştı.

Bu banka, Mart 2018 de hissesini satmak istediğini beyan ediyor ve Borsa İstanbul’da payı %80.60 olan Türkiye Varlık Fonu (TVF) bu hisseyi alarak, payını %90.60 a çıkarıyor. Şimdi bu payın %10’nu KYF’a satılıyor. Avrupa sermayesi aynı oranda pay satın alırken, sesi çıkmayan bu çevrelerin Katar olunca çırpınmaları çok da şaşırtıcı değildir. Bu arada, KYF’nin İngiltere’nin Londra borsasında %10.3 payı olduğunu da hatırlatalım.

İkincisi; Sakarya Arifiye’de bulunan Tank-Palet Fabrikası’nın durumu. Bu fabrika 1972 yılında kurulmuş hiçbir zaman tank üretmemiştir. Sadece dışarıdan alınan tankların modernizasyonu ve tamir işlevini üstlenmiştir.

2007 yılında yerli tank üretim kararı verilir. Savunma Sanayi Müsteşarlığı bu konuda çalışma başlatır. Adına Altay denilen yerli tankın prototipinin üretimi işi Koç Grubu’nun Otokar şirketine verilir. Bu şirket yabancı işbirlikleri arayışına girer ve ancak 10 yıl sonra prototip testi aşamasına gelir. Bunun için de Otokar şirketine 1 milyar dolar ödeme yapılır. Ancak bir türlü motor üretimine girilemez. Bu konuda verdikleri sözleri tutmayan Alman ve Avusturya şirketlerinin çekilmesiyle iş başa düşer ve yerli üretim kararlılığı gösterilir. Otokar bu konuda 6 milyar Euro teklifinde bulunur ama çok yüksek kabul edilerek ihale açılır.

İhaleye Otokar ile birlikte BMC ve FNSS firmaları katılır. İhale 3.6 milyar Euro ile BMC’ye kalır. Bu rakam, ihale öncesi Otokar firmasının teklif ettiği 6 milyar Euro rakamının 2.4 milyar Euro altındadır.

Ardından fabrika kuruluş süreci başlar. Yeni bir fabrika kuruluşuna harcanacak zaman ve paradan tasarruf edilerek, mevcut olan Tank-Palet fabrikasının mülkiyeti ve idaresi devlette olmak üzere sadece işletme hakkı 25 yıllığına BMC şirketine devredilir. Ayrıca BMC firmasının %51 i Türk ortakların, gerisi Katarlılarındır. Bu şirketin yönetim ağırlığı Katarlılarda değil, Türklerdedir.

Tank üretim projesi için finansman desteği Katar tarafından sağlanacaktır. Bu finansman iddia edildiği gibi 50 milyon dolar değildir. Bu bedel sadece üretime başlanması için ön hazırlık aşamasında gerekendir. Oysa proje için 4 milyar dolar civarında finansman gerekmektedir. Nitekim bu tank projesinin prototipini bile Otokar’ın 1 milyar dolara, 10 yılda ancak tamamlayabildiğini hatırda tutmak gerekir.

Bu gerçeklerin ışığında esas olan, iradesi sizde olan, sizin belirlediğiniz milli teknolojik üretim stratejisine yapılan katkılardır. Türkiye için; “soldukça sulanmalıdır, yükseldikçe budanmalıdır” diyenler şimdi yükselişini budamanın çabasındalar.

Batı’nın şirketleri, ülkelerinin güç mücadelesinin stratejisinden asla bağımsız değildirler. Türkiye’nin, onların kontrol ettiği silah pazarı olmaktan kurtulmak istemesi çıkarlarıyla çelişir. O yüzden de şirketleri, kârlılıktan daha çok ülkelerinin stratejisine bağlı olarak Türkiye’nin hedefine asla katkı sağlamazlar.

Nitekim de olan da budur. Onların bu ambargolarına rağmen Katar’ın, üstelik Körfez’de ABD’nin ve Batı’nın mutlak hakimiyetine rağmen Türkiye’nin üretim stratejisine katkı sağlaması çok kıymetlidir.

Bundan rahatsızlık duyanlar, Batı’nın şirketlerinden ve onların taşeronlaştırdığı firmaların varlığından rahatsızlık duyamayanlardır.

Onlar ki; IMF ile kapalı kapılar arasında görüşmeler yapan, Türkiye’nin IMF’ye avuç açmamasından rahatsızlık duyanlardır. Onlar; nasıl olur da baskılara rağmen Katar’ın Türkiye’ye güvenerek yatırım yapmasından, böylece aslında IMF ve Batı’nın sömürge beklentilerine karşı Türkiye’ye destek olmasından rahatsızlık duyanlardır.

Onların Katar’a kızgınlıkları da bundandır… 

Önerilen Haber

Emperyalist refleks kimden nefret eder, kimi sever?

Türkiye’nin iç cephesine yönelik hamleler eksilmiyor. Küresel emperyalist refleks, Türkiye’nin direncini kırma hevesinden vazgeçmiyor. ABD …