Anasayfa / Köşe Yazıları / ABD’nin Türkiye’yle derdi nedir?

ABD’nin Türkiye’yle derdi nedir?

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Biden, Roma’da beklenenden daha uzun süren bir görüşmeyle bir araya geldiler.

Görüşmenin; olumlu havada geçtiği ve ilişkilerin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi için müşterek irade beyanında bulunulduğu ve buna bağlı olarak da ortak mekanizma kurulmasında mutabık kalındığı bildirildi.

Türkiye bugüne değin diplomasi kulvarından hiç vazgeçmedi. Diplomasinin tüm imkanlarını kullandı ve kullanamaya da devam ediyor. Türkiye ile ABD arasındaki sorunların çözülmesinde daima istekli taraf oldu. Haklılığının kabul edilmesini istedi. Bu çizgisinden de vazgeçmiş değil.

Ancak Türkiye, bu çabasında sahadaki kararlılığını zedeleyecek düzeyde olmamasına da özen gösterdi. Masadaki iletişim çabası, sahadaki haklılığının masaya taşınmasına dayalıdır. Türkiye ABD’den; NATO müttefiki isek müttefik gibi davranmasını, Türkiye’yi hedef alan terör örgütlerine destek olmamasını, S-400 bahanesiyle Türkiye’nin savunma sanayiindeki ilerleyişini baltalamamasını, Doğu Akdeniz başta olmak üzere Kıbrıs konusunda ve Adalar Denizi’nde Türkiye’nin haklılığına karşı haksız bir tutum içine girmemesini istiyor.

Tüm bu konularda Türkiye ne yapmalıdır? Vaz mı geçmelidir haklarından? Boyun mu eğmelidir baskılara? Teslim mi olmalıdır terör örgütlerine ve onların siyasi uzantılarına? Bunu kim Türkiye’den bekleyebilir? Bunu kim Türkiye’den isteyebilir?

Öyle anlaşılıyor ki, ABD yönetimi; bugüne değin Türkiye’nin yapıcı, diyaloğa açık tutumuna rağmen bu konulardaki hukuksuz, haksız ve dolayısıyla hiçbir şekilde kabul edilemez tutumunu değiştirmeye yatkın değildir.

Nedir ABD’nin derdi? Ne istiyor Türkiye’den?

Bu sorunun cevabı çok nettir.

ABD, Türkiye’yi Soğuk Savaş yıllarındaki gibi istiyor. O dönemin jeopolitik konumuna atfettikleri değeri sadece kendileri için kullanmak istiyor. NATO’nun ileri karakolu olarak bir kanat ülkesi gibi davranmasını, kendi çıkarlarını öne çıkarmamasını, Soğuk Savaş döneminin siyasi iklimi bitmemiş gibi davranmasını, başta Rusya olmak üzere başka ülkelerle ilişkilerinde ABD patronajındaki NATO çıkarlarını ve hatta doğrudan ABD çıkarlarını ve hedeflerini kendi çıkar ve hedeflerinin önüne koymasını istiyor. Yani ona biçilen rolün dışına çıkması istenmiyor.

Bu isteklerde, üzerlerine çeşitli kılıflar giydirilerek Türkiye’ye dayatılıyor. “Saldırganlık” deniyor, “yayılmacılık” deniyor, “otoriter rejim” deniyor daha ileri de gidilerek “diktatörlük” ve “diktatör” deniyor.

Türkiye’nin tarihsel ve kültürel sınırlarının genişliği içinde özellikle mazlum halklarla kurduğu ilişkiler rahatsız ediyor. Türkiye haklarını korurken, sürdürmek istedikleri sömürge düzeni zedeleniyor ve bu durum da büyük rahatsızlık veriyor.

Tüm bunlar için; Türkiye’nin haklılığını ve haklarını korumak dışında yapacağı bir şey yok. Bunun için kendini onarması gereken, Türkiye bakışını ve beklentisini değiştirmesi gereken ABD’dir.

Geldiğimiz nokta da çok açıktır ki, ABD’nin mevcut yönetimi yine zamana oynamaktadır. Hedefleri 2023 seçimidir. Her kim ki Türkiye’nin bağımsız davranma iradesine sımsıkı sarılmaktadır ona karşı pozisyon almanın planı içindedir.

Hep söyleyegeldiğimiz gibi Türkiye’nin iç politikası, ABD’nin dış politikasıdır ve seçime giden yolda pozisyonunu daha kapsamlı kılmak için çaba içine girecektir.

Bu kapsamda;

Türkiye’nin dış politikasını 180 derece değiştireceğim. Bu dış politika, Avrupa’ya da, dünyaya da zarar veriyor” diyenlere ilgisini ve desteğini esirgemeyecektir.

Mavi Vatan stratejisini “saldırganlık” olarak gören içimizdeki siyasilere de kayıtsız kalmayacaktır.

Hele de; Suriye’nin ve Irak’ın kuzeyinden Türkiye’yi hedef alan terör örgütlerine karşı sınır ötesi askeri harekatların sürmesine ve bu bölgelerdeki Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) varlığının devam etmesine imkan veren tezkereye hayır oyu verenlere ilgisini de asla ihmal etmeyecektir.

Tam istedikleri de budur. İç politikada destek olabilecekleri kulvarın açılmasıdır. Biz buna iç cephe diyoruz. Yıllardır iç cephenin tunç olmasının zorunluluğunun altını çiziyoruz. Asıl mücadelenin burada verilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. ABD’nin emperyalist tutumundaki ısrarını, cesaretini kıracak olanın, iç cephenin sağlamlığı olduğunu söylüyoruz.

Türkiye ile ilişkinin büsbütün kopmaması gerektiğine ancak o zaman anlayacağına ve karar vereceğini belirtiyoruz.

Bu mücadelenin, bu kararlılığın, bu inancın, bu direncin sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’la sınırlı olmadığını görmesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Türkiye’nin haklılığına, bağımsızlığına karşı iç cephede gedik açılamayacağını görmesi gerekir. Zira bunu gördüğü an, 2023’e dair umutları tükenir.

İşte o zaman Türkiye’yi büsbütün kaybetmeyi göze alamayan ABD için, mütekabiliyet esaslı yani karşılıklılık esaslı ve saygıya dayanan gerçek diplomasi başlar.

Hep söylediğimiz gibi emperyalist saldırılara, kuşatmaya karşı direnen kazanır…

Önerilen Haber

Tezkereye “Hayır” oyu verenlerin safı

Tezkereye “hayır” oyu veren CHP, tarihi bir kırılmanın içindedir. Dayanaksız gerekçelerle tezkereye hayır oyu vermenin …