Anasayfa / Köşe Yazıları / Toplumsal dengeleri sarsmaya yeltenenler

Toplumsal dengeleri sarsmaya yeltenenler

Bir yanda Suriyeli geçici sığınmacılar üzerinden, diğer yanda ciğerimizi yakan orman yangınları üzerinden toplumsal barışımızı zedeleyici bir tutumun yaygınlaştırılma çabası dikkat çekiyor.

Özellikle sosyal medya üzerinden henüz doğruluğunu ortaya konulmamış bilgileri ve doğrudan bilinçli olarak üretilen yalanları hızlıca dolaşıma sokmak, yaygınlaştırmak bu yol ve yöntemle toplumsal dengeleri kaşımak, kutuplaşmayı yaygınlaştırıp, iç çatışma ortamı oluşturabilmek, giderek ülkenin güvenlik sorunu haline gelmiş durumda.

Hiç kuşkusuz her konuda, yönetim tercihleri üzerine eleştiriler yapılabilir, farklı fikirler ileri sürülebilir. Bu imkan bir lütuf değil, demokrasinin temel dayanağıdır. Ama bu noktada; olmayanı varmış gibi, var olan yokmuş gibi bir üslup benimsenirse, bu tutum yalanı bir yöntem olarak benimsemek anlamına gelir ki, çok vahim sonuçlara yol açabilir.

Kışkırtıcı nefret dili, düşmanlık tohumlarını yaygınlaştırma, toplumsal yarılmalara ve giderek iç çatışmalara taşıyabilecek tehlikeler içerir. Bu durum siyaset zemininin en büyük tuzağı, kara lekesidir. Siyaset, fikir üretme becerisidir. Siyaset, çözüm geliştirebilme yeteneğidir. Siyaset, erdemdir. Siyaset kurumunun ortak tutumu, bu zeminde olmak zorundadır. Bu zorunluluk; insani, hukuki, ahlaki bir zorunluluktur ve iktidar-muhalefet ayrımı gözetmeyen bir zorunluluktur.

Kısa bir süre önce kamuoyunda tartışmalara yol açan Bolu Belediye Başkanı’nın geçici sığınmacı durumundaki Suriyelileri hedef alan insani ve hukuki açıdan son derece sorunlu tutumu, bu noktada siyasetin fikir üretme, çözüm geliştirebilme yeteneğinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur.

Bu noktada dikkat çeken; sığınmacı, mülteci veya kitlesel göç meselesine dayalı çözüm üretmek değil, doğrudan Suriyelileri hedef alarak, nefret objesi haline getirip, toplumsal dinamikleri kaşımaya yönelmektir.

Bu noktada belirtmeliyiz ki Türkiye; başta Avrupa Birliği ve ona bağlı ülkelerin kendilerine yönelen ve açık tehdit olarak gördükleri kitlesel göçün depo alanı değildir. Bu durum kabul edilemez. Zira bu durum, siyasi ve stratejik unsur olarak ülkelerin aleyhine kullanılmak istenen bir unsura dönüşmüş durumdadır. Terör örgütlerine “yabancı savaşçı” adı altında insan taşıyanlar, şimdi de mülteci, sığınmacı adıyla kitlesel insan trafiğini, belirledikleri ülkelere yönlendirme gayretindeler. Bu noktada Türkiye’nin medeniyet coğrafyasına; insani, ahlaki, tarihsel, kültürel yaklaşımını istismar etmek istedikleri de görülmelidir. Türkiye bu noktada yitirilen, belki de hiç olmamış olan küresel vicdanın yeryüzündeki tek temsilcisidir.

İnsan hakları, adalet duygu ve anlayışı, insan yaşamına gösterilen hassasiyetin hukuki belgelerdeki yazan karşılığını ve gereğini yeryüzünde eksiksiz yerine getiren nerdeyse tek ülke Türkiye’dir. Bakınız İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi diyor ki; “Zulüm altında olan herkesin başka ülkelere sığınma ve sığınma imkanlarından yararlanması hakkı vardır.”

Türkiye’nin anayasasının 10.maddesinin 1. ve 5. bölümleri sadece vatandaşlarının değil, herkesin kanun önünde eşit olduğunu en açık biçimde vurguluyor. Diyor ki; ” Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir…

Devlet organları ve idari makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadırlar.”

Bu açık hükümler, Suriyeli geçici sığınmacılara yönelik ayrımcılık yapamayacağınızı, kin ve nefret diline ve uygulamalarına başvuramayacağınızı hem insani, hem hukuki açıdan ortaya koyuyor. Nitekim Türk Ceza Kanunumuzun 122. maddesi de nefret ve ayrımcılık suçunun unsurlarını ortaya koyuyor.

Tüm bu hukuki çerçeve ve dayandığı ahlaki, insani sorumluk, nefret dilinin ve uygulamalarının büyük sakıncalarını, vahim sonuçlarını da ortaya koyuyor.

Bu noktada esas olan; en geniş başlığıyla göç meselesini stratejik açıdan ele almak ve buna bağlı olarak siyaset üretmektir. Siyaset sorunları yönetmek için vardır. Siyaset üretmek, bir meselenin en doğru biçimde yönetilmesi içindir.

İnsan onurunu, toplumsal huzuru ve hukuku göz ardı ederek, Suriyeleri hedef haline getirmek bir çözüm anlayışı, çözüm çabası değildir.

Her şeyden önemlisi; toplumsal dayanışma ruhunun, zorlukları birlikte göğüsleme ve aşma iradesinin yitirilmemesidir. Bu kaybı bekleyen ve körükleyen Türkiye hasımlarını hayal kırıklığına uğratmak hepimizin boynunun borcudur.

Önerilen Haber

Emperyalist refleks kimden nefret eder, kimi sever?

Türkiye’nin iç cephesine yönelik hamleler eksilmiyor. Küresel emperyalist refleks, Türkiye’nin direncini kırma hevesinden vazgeçmiyor. ABD …