Anasayfa / Köşe Yazıları / ABD’nin 6 Ocak’ta yaşadığından çıkan dersler

ABD’nin 6 Ocak’ta yaşadığından çıkan dersler

6 Ocak günü Kongre binasının işgal edilmesiyle Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) iç çelişkileri, daha önce hiç rastlanmayan biçimiyle dışa vurmuştur. Her şeyden önce kendilerini ABD’nin asli sahibi gören bir kitlenin, kendi devlet mekanizmasına ve onun simgelerinden olan Kongre binasına şiddet içerikli saldırısı bir ilktir. Bu ilki yaşayan polisin ilk refleksi de hoşgörü içerikliydi. Nitekim göstericilerle fotoğraflar çektirenlere tanık olundu. Göstericiler kortej halinde Kongre binasına giriş yaparken, fazla da dirençle karşılaşmadıkları anlaşıldı. Düşünün ki, o günkü gösterileri ve şiddet içeren eylemi, siyahlar ve hispanikler yapsaydı polisin tavrı nasıl olurdu acaba? Kesinlikle vahim olurdu.

6 Ocak günü yaşananlar; ABD’nin üzeri kabuk bağlamış olan ama alttan alta her an kanamaya müsait bir yaranın, ırkçılık sorununun dışavurumuydu. Diğer yandan yoksul-zengin çelişkisinin giderek yaygınlaşan durumunun da dışavurumuydu.

Trump döneminde bu temel çelişkilerin eşelenmesiyle bu iç çelişkiler çok daha fazla görünür hale geldi. Diğer yandan küresel salgının tesirleriyle sağlık sisteminin üzerinden yoksul-zengin çelişkisinin katmerli hale gelmesi de iç çelişkileri keskinleştirdi.

Trump, siyaset dışı bir aktördü ve ABD’nin müesses nizamıyla ve ona bağlı kurumlarıyla gerilimli bir başkanlık dönemi geçirdi. ABD’nin standart ve statik hale gelmiş her yapısına ve davranış tarzına yönelik aykırılıklar gösterdi. Cumhuriyetçiler- Demokratlar arasındaki çekişmenin bile bir standart ve statik tarzı vardı. Trump bunu da aşarak, yeni ayrışmaların oluşmasına zemin hazırladı.

Bu durum, sadece ABD’nin üzeri örtük toplumsal iç çelişkilerinin dışavurumunda değil, aynı zamanda siyasi atmosferin içinde de yaşandı. Cumhuriyetçiler fikir düzeyinde ikiye bölündü. Bu durum Demokratlara da yansıdı.

ABD’nin bir yandan öncelikli olan iç meseleleri, diğer yandan bir türlü istenilen düzeyde durdurulamayan küresel gücündeki aşınma, yeni dönemde ABD’nin aşması gerekenler. Bu yüzden yeni Başkan Biden’ın işi zor. Hele de küresel gücündeki aşınmayı önlemeye yönelik politikasında, Soğuk Savaş kafasıyla başarı elde etmesi güç. NATO müttefikleri, AB’li müttefikleriyle Trump döneminin aşınmalarını onararak, sıkı müttefikliği savunuyor ama unutmamak gerekir ki, müttefikliğin karşıt bloğu net değil. Zira İngiltere’nin Çin ile Almanya’nın Rusya ile özel ilişkileri var. Atlantik müttefiklerinin bu özel ilişkileri kolayca öteleyerek, Atlantik çıkarlarını tek motivasyonda buluşturması çok zor.

Öte yandan Biden, gösterileri ve göstericileri çok ağır bir dille sıfatlandırdı. “Yerli teröristler” dedi. “Darbe girişimi” dedi.

Biden’ın ABD sınırları dışında da terör ve teröristi tarif ederken, bundan böyle aynı çizgiyi ve aynı tarif anlayışını korumasını bekliyoruz.

15 Temmuz gecesinde yaşananları, PKK-PYD ve FETÖ terörünü, Gezi kalkışmasında yaşanan şiddeti ve gerçek amacını, tıpkı 6 Ocak’ta yaşadıkları gibi değerlendirmesini bekliyoruz.

Milli iradeye saygı duyulması gerektiğini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmek için muhalefet partilerinden medet ummaktan vazgeçmesini bekliyoruz. Aslında konu Türkiye olduğunda ABD’nin yeni başkanı Biden’a, 6 Ocak günü yaşananlardan çıkan derstir bunlar. Muhakeme eder mi, vicdanı işler mi? Hiç sanmıyorum.

Biden bir yana, 6 Ocak günü yaşananlardan ders çıkartması gereken başkaları da var. Sözümüz şimdi de onlara.

Türkiye-ABD ilişkilerinin onarılması için Biden’a demokrasi vurgusunda bulunmasını istemekten artık vazgeçmeliler. ABD emperyalizminden medet umulmayacağını bilmeliler. Milli iradeye her koşulda saygı duyulması gerektiğini, halkı kışkırtmaya, gençleri, sokaklara dökmeye çalışarak, sonuç alınamayacağını artık kabul etmeliler.

Bu zatlar, bizi dinlemiyor olabilirler ama hiç değilse Biden’ın kendi yaşadıklarını kendileri için nasıl tarif ettiğine kulak versinler. Belki zihinleri ve vicdanları değişir… 

Önerilen Haber

Kudüs’e zulmedenlerin kuklaları

Emperyalizmin işgalci, sömürü düzeni, zalimliği, azgınlığı yaymaya devam ediyor. 21. yüzyılda insanlığı tüketmeye, medeniyetlerin insani …