Anasayfa / Köşe Yazıları / Küresel sömürü düzeninin maskeli tetikçileri

Küresel sömürü düzeninin maskeli tetikçileri

Türkiye’de saflar yeniden belirleniyor. Siyaset de geçmişten günümüze kullanılan sıfatların yeterli olmadığı hatta öneminin kalmadığı yeniden saflaşmadan söz ediyorum. Kimin sağcı, kimin solcu, kimin muhafazakar kimin liberal, kimin milliyetçi olması değil, yaşanan olgulara kimin, hangi tepkiyi, duyarlılığı, mücadeleyi ortaya koyduğu önemlidir.

Türkiye bir süredir büyük bir değişim, dönüşüm sürecinde. Geçmişte çok ağır işleyen Soğuk Savaş sürecinin etkilerinden uzaklaşma ihtiyacı; şimdilerde hem hız kazanmış, hem de doğru bir tarih tezine, isabetli bir hedefe, kararlı, inançlı bir mücadele pratiğine dönüşmüş durumda. Türkiye’yi yönetenler bugün biliyor ki; artık bloklar yoktur dolayısıyla da blok bağımlılığı da yoktur. Buna göre esas olan ülke çıkarlarını merkeze alabilme iradesidir. Soğuk Savaş döneminin statik koşulları dağılmıştır. Asimetrik ilişki biçimi bitmiştir. Tüm bu gerçeklerin ışığında Türkiye’nin bir merkez ülke olarak, tüm ilişkilerini simetrik kılarak, bağımsız davranabilme kabiliyeti esastır.

Bu çerçevede üreten Türkiye’nin ileri teknolojik bağımlılığını kaldırmak, enerjide dışa bağımlılığını en aza indirmek bugün yılmadan verilen mücadelenin en temel amaçlarının başında geliyor. Bir yandan tüm terör örgütlerine ve onların içimizdeki siyasi görünümlü uzantılarına karşı mücadele sürerken, diğer yandan Suriye’de, Irak’ta, Doğu Akdeniz’de Karadeniz’de ve daha birçok gönül coğrafyasında haklarımızı, bağlarımızı korumanın, savunmanın kararlılığı sürüyor.

Tüm bu aşamalardaki Türkiye başarısının, küresel sömürü düzenini koruyup kollayan ve yönetenler için alan daralması anlamına geldiğini görmek gerekir. Bunu görmeyen, görüp de ses vermeyen, ses verse de kolay teslim olan Türkiye’nin bugününden de, geleceğinden de kopmuş demektir. Bu noktada kimin hangi sıfatı taşıdığının önemi yoktur. Bu olgular karşındaki tavrının önemi vardır.

Terör örgütleri eliyle Suriye’den, Irak’tan Türkiye’ye cephe açan, Doğu Akdeniz’deki enerjinin kokusunu alan emperyalizme ve onun emperyalist saldırılarına karşı Türkiye tarafında korkusuzca, inançla, dirençle, kararlılıkla yer almayanların hangi siyasi sıfatı taşıdıklarının hiçbir önemi yoktur. Emperyalizme, sömürü düzenine, kulun kula kulluğuna dayanan zalimliğe karşı ondan beklenilen en sert karşılığı vermeyen, Türkiye’yi ve bilhassa da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı hedefe koyan küresel sömürü çetelerinin, emperyalizmin karşısında dimdik duramayan, onlara karşı okkalı tek bir kelam etmeyenlerin taşıdığı siyasi kimliğin, sıfatın hiçbir önemi yoktur. Aldatmacadan, maskeden, etiketten öte bir anlamı yoktur.

Dikkat ediniz kendini solcu kimliğiyle maskelemeye yutturmaya çalışan bazı medya unsurlarının, Türkiye’nin en haklı olduğu milli meselelerde emperyalizme karşı en ufak bir reddiyesine, sözüne, eylemine rastlayamazsınız. Türkiye milli teknoloji hamlesi ve ürettikleri İHA’sı, SİHA’sı, şimdi de TİHA’sı ve daha niceleri bu gazetelerde haber bile yapılmaz. PKK/PYD-YPG terör anatomisinin siyasi uzantıları da dahil emperyalizmin maşalığı ve yaptıkları ihanetler bu mahfilleri için haber değeri bile taşımaz. Doğu Akdeniz’de Libya ile varılan mutabakatla emperyalist kumpaslara darbe vurulur yine bu gazetelerin yeterli ilgi alanına girmez.

Bu asli görevlerini fiili olarak yerine getirmeyenler şimdilerde üniversite rektörleri üzerinden akademik dünyayı sorgulamaya çalışıyorlar. Uluslararası yayın, atıf konularında otoriterlik peşindeler. Her rektör kendi alanıyla ilgi tüm akademik koşulları yerine getirerek unvanlara sahip olmuştur. Toptancı yaklaşımla herkesi bu noktada itibarsızlaştırma gayreti asla iyi niyetli değildir. Her bilim alanının kendine özgü çıtası vardır. Sosyal bilimlerde fikir esastır. Kavramlar, kuramlar, aydınlatıcı fikirlerdir insanlığın önünü açacak olan. PKK/PYD-YPG terör örgütünü, Kürt savaşçıları, FETÖ’yü Gülen Hareketi, olarak düzelten hakemlerin dergilerinde yazsanız ne olur, yazmasanız ne olur.

Önerilen Haber

Hedeftekiler

Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı durumu, buna yönelik mücadele sürecini çok iyi özümsemez, bilinç düzeyine taşıyamazsak, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir