Anasayfa / Köşe Yazıları / KKTC’de cumhurbaşkanlığı seçiminin önemi

KKTC’de cumhurbaşkanlığı seçiminin önemi

Yarın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde (KKTC) cumhurbaşkanlığı seçimi var. Her zamankinden çok daha önemli bir seçim olduğunu görmek gerekir.

Doğu Akdeniz jeopolitiğinin en önemli unsuru durumundaki Kıbrıs adası, sömürge güçlerinin dayattığı yeni siyasi iklimin odağı durumundadır. Türkiye’yi Antalya körfezine tutsak etmek isteyenlerin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (GKRY), Kıbrıs adasının tek sahibi gibi görerek, Kıbrıs Türklerinin, KKTC’nin hakkını, hukukunu ortadan kaldırmaya çalışanların gözü Kıbrıs adasındadır.

Doğu Akdeniz’de kıyısı olmayan sömürgeci güçler için Kıbrıs adası, jeopolitik çıkarlarının kontrol merkezidir. Bunun için de tüm gayretleri; adada mevcut askeri üslerinin yanı sıra yenilerini tesis etmek, adayı askeri yığınak alanı olarak kullanmaktır.

Fransa’nın en son çabaları da bu yöndedir. Diğerleri de aynı arzunun aktörleridir. Özellikle son yıllarda Doğu Akdeniz’in yükselen enerji jeopolitiği bu heveslerin hararetlenmesinin sebebidir. Ayrıca Doğu Akdeniz, özellikle Avrupa için Rusya’ya alternatif olarak görülen yeni doğalgaz tedarik coğrafyasıdır. Bu yüzden Doğu Akdeniz’in çevresindeki ülkeleri istedikleri gibi yönlendirebilmek, rejimlerini, iktidarlarını istedikleri doğrultuda biçimlendirmek son dönemde odaklandıkları yeni sömürge jeopolitiğinin esaslarıdır.

Bugün için kabul edilmelidir ki, Doğu Akdeniz’e kıyısı olan Türkiye dışındaki ülkelerin hidrokarbon kaynaklarını keşfetmesi, çıkarması ve tamamen halklarının çıkarına kullanması bölge dışı sömürge güçlerinin denetimindedir.

Doğu Akdeniz’de Türkiye ise; emperyalizmin yeni sömürge jeopolitiğinin oyun bozucusudur. Hakkı, hukuku gözeterek, haklarını çiğnetmeyen, direncini ortaya koyandır. Kendi kaynaklarına sahip çıkarak, son dönemde kendi sismik araştırma ve sondaj gemi filosuyla Mavi Vatanı’nda etkinliğini büyütendir. Bu konumuyla Türkiye, sömürgeci güçlere alan daraltandır. Doğu Akdeniz’de dayattıkları yeni sömürge jeopolitiğinin dengesini ve düzenini bozandır.

Emperyalizm Kıbrıs adasına hep stratejik gözle bakarak, sömürge refleksiyle yaklaşmıştır. Bugün bu gerçek çok daha net anlaşılmaktadır.

Hem Birleşmiş Milletler (BM), hem de Avrupa Birliği (AB) hukukunu hiçe sayarak, Kuzey Kıbrıs’taki Türkleri görmezden gelerek, Güney Rum Kesimi’ni tüm adanın sahibi kabul edip, AB’ye tam üye yapan refleks de aynı jeopolitik iklimin eseridir.

Oysa 1959-1960 garantörlük anlaşmasına göre; 3 garantör ülke olarak Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’ın birlikte üye olmadığı hiçbir ittifaka veya birliğe Kıbrıs adası tek başına üye olamaz, dahil olamaz.

Ayrıca AB hukukuna göre; sınır sorunları olan ve bu sorunları henüz çözülememiş ülkeler AB’ye tam üye olamaz.

Oysa her iki hukuki durumda çiğnenmişve GKRY, Kıbrıs Cumhuriyeti adıyla tüm adanın tek hakimiymiş gibi AB’ye tam üye yapılmıştır.

Üstelik bu hukuksuz durum da yıllardır Türkiye’ye dayatılarak, kabul etmesi istenmiştir.

İngiltere Kıbrıs adasındaki 2 askeri üssünün üzerine titrerken, Fransa askeri üs kurma peşinde koşarken, Türkiye’nin hukukun gereği olarak adadaki askeri varlığını işgalci gibi göstermeye çalışanlar, emperyalizmin uzantılarıdır.

Acı olan, kabul edilemez olan bugün KKTC’nin cumhurbaşkanı makamında bulunan Mustafa Akıncı’nın tavrıdır.

Akıncı; Türkiye’nin garantörlüğü yerine İngiltere ve Yunanistan’ın da dahil olduğu ortak bir gücün Kıbrıs’ta konuşlanmasını teklif etmiş, Türkiye’nin bölgedeki varlığını Kırım tarzı ilhak olarak nitelemiş, son olarak KKTC Başbakanı Tatar’ın 1974’ten beri kapalı olan Maraşbölgesinin açılması kararına da karşı çıkarak, BM’yi adres göstermiş, kısacası KKTC’nin Türkiye ile olan güçlü bağından her vesileyle rahatsız olmuştur.

Doğu Akdeniz’de hiçbir hakkı olmayan emperyalist sömürgeci güçlere boyun eğen, onların varlığından ve etkinliğinden rahatsız olmayan, onların diliyle konuşup, onların zihniyetiyle bütünleşen bir temsil durumu, KKTC’nin ölümüdür.

Yarın Kıbrıs Türkleri bunun kararını verecek… 

Önerilen Haber

Türkiye’nin jeopolitik kararlılığı

Türkiye’nin jeopolitik kararlılığı; özellikle son 10 yıldır belirginleşen, son beş yıldır boyutlanan ve nihayetinde 15 Temmuz …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir