Anasayfa / Köşe Yazıları / Gelecek bizimdir…

Gelecek bizimdir…

Tam fırsatıdır. Topyekun milli seferberliğin başlamasının, yaygınlaşmasının, kurumsallaşmasının tam fırsatıdır. “Her şerde bir hayır vardır” inancıyla geleceğimize şimdiden dört elle sımsıkı sarılmanın vaktidir.

Dolarla, dövizle, ekonomik araçlarla bize alanı dar etmek isteyenlere en iyi cevap; başarılarımızla, yüksek teknoloji üreterek, çok çalışarak, geleceğimize sahip çıkarak, koyduğumuz hedefe kilitlenerek, şer hamlelerine dünyayı dar etmektir. Yalnız da değiliz. Medeniyet havzamız başta olmak üzere, yüreği, vicdanı, zihni teslim alınamamış tüm dünya halklarıyla dayanışma içindeyiz. Türkiye’nin gönül sınırları, medeniyet sınırları, dayanışma sınırları ulusal sınırlarından çok ötedir. Katar’dan gelen destek bunun simgesidir. Türkiye’ye duyulan güvenin, saygının, umudun, özgüvenin işaretidir, refleksidir.

Terör örgütlerini koruyup kollayarak, keyfi saplantılarla ülkeleri boyunduruk altına almak isteyenlerle, dolar gibi piyasa araçlarıyla ülkeleri, milletleri çökertmeye çalışanlarla dünya aradığı huzuru hiçbir zaman bulamayacak. Bu süreç sürdürülemez. Eninde sonunda çözülmeye mahkum. Şimdiden ayak sesleri duyulmaya başlamıştır. Siz aldanmayın, küresel güç karşılaştırmaları yaparak, güç aktörlerinin sanki mevcut güçleri asla değişmeyecek şekilde sabitlenmiş gibi göstererek özgüven kırmaya çalışanlara. Başta ABD, küresel güç aşınmasının telaşında. Akşamdan, sabaha değilse bile yarınki tehlikenin varlığının farkında. Onun içindir ki, aşırılıklara yönelmiştir. Gücünü muhafaza ederken, başka güçlerin yükselişini durdurmanın telaşındadır.

Unutmayalım ki, uluslararası ilişkiler resmi süreç analizidir. Önemli olan sürecin nasıl seyrettiğini yansız, doğru bir biçimde analiz edebilmektir. Açık olan şudur ki, yeni güçler vardır ve sahne almak istemektedirler. Türkiye’ de bunlar arasındadır. Türkiye’yi “orta büyüklükte güç” diyerek, mevcut gücünü sabitleyip analiz yapmak isteyenler yanılırlar. Her orta büyüklükte gücün nitelikleri, özgül ağırlıkları, etki gücü ve etki alanı farklıdır. Türkiye’nin imparatorluk geçmişi, tarihi birikimleri ve refleksleri, bulunduğu coğrafi konumun değeri ve buradan yükselen bir gücün etki sahası ve niteliği bir başka orta büyüklükteki güç ten farklıdır ve çok daha yüksektir.

Türkiye ele avuca sığmayan, dinamik yapısıyla koyduğu hedefe kilitlenmiştir. Yüksek teknoloji üreten, enerji kaynaklarını çeşitlendiren, yerli ve milli üretim yolculuğunu kurumsallaştıran hedefiyle lügatinden tek yanlı bağımlılığı, ele güne muhtaç olmayı çıkartarak geleceğine sahip çıkma kararlılığındadır. Belirlediği bu hedefe katkı sağlayacak her aktörle ilişkilerini, işbirliğini geliştirmeye hazırdır. Dünya bugünden, yarına kutuplaşmıyor ama çok seçenekliliği yaşıyor. Türkiye’nin coğrafi konumunun siyasi ve stratejik kimliği, esasen çok seçenekliliği bir potansiyel olarak ülkenin önüne koyuyor. Bunu dantel işlemek, büyük hedefimize yürümek boynumuzun borcu. Bunun için zihniyet yapılanmasına ihtiyaç var. Bu noktada liyakatı esas almanın önemi var. Hasetliği, kıskançlıkları, kardeş çekişmelerini bertaraf etmenin hayati kaçınılmazlığı var.

İşini en iyi yapana işi teslim etmek, tüm değerlerini tanıyıp değerlendirmek, herkese bir rol bir görev düştüğünü benimsetmek ve uygulatmak esas olmalıdır. Kişisel hasetlikler kurumsal çöküşleri hazırlar. Kurumsallaşan yapımızla kişisel çekişmeler, hasetlikler becerilerin, yeteneklerin, birikimlerin önüne asla geçmemelidir. Buna asla müsaade edilmemelidir.

Selçuk Bayraktar’ın başarılarını rol model alması gereken yeni nesil; Türkiye’nin İHA ve SİHA’lar gibi daha birçok alanda ne icatlar yapılabileceğine olan özgüvenle kolları sıvamalıdır. Türkiye süratle mühendislik adasına dönüşmeli, Türkiye’nin silikon vadilerini hızla yükseltmelidir. Bu konuda alınan mesafelerle bunun başarılacağına olan inancımız tamdır.

Korkmayın gelecek bizimdir… “Halklıysan korkma hak seni korur” inancımız özgüvenimizdir…

Önerilen Haber

Suriye, İdlib ve Astana sürecinin geleceği

Suriye’de İdlib kördüğümü üzerinden safların yeniden belirlendiği bir evredeyiz. Özellikle Astana sürecinin; ruhunun, içeriğinin, paydaşlığın …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir