Anasayfa / Köşe Yazıları / Barcelona’da terör (Akşam Gazetesi)

Barcelona’da terör (Akşam Gazetesi)

Barcelona’da yaşanan terör saldırısı, terör ve terör örgütlerinin anatomisi üzerinde yeniden düşünmemizi zorunlu kılıyor. Hiçbir terör örgütünün devlet desteği olmadan yaşayamayacağı ve terörün; devletlerarası güç mücadelesinin silahlı diplomatik yoluna dönüştüğü yeni dönemde, terör örgütleri yeni rolleriyle sahne alıyor. Özellikle iddialı devletler, yeni dönemin güç mücadelesinde cephe yerine cephe gerisinden yönetilen taşeronlarla yürütülen mücadele biçimini benimsiyor. Bu taşeron örgütler tıpkı şirketler gibi ihale alıyor ve bu ihalenin gereklerini yerine getirene dek varlık gösteriyor. Bu mekanizma hiç şüphesiz istihbarat servisleriyle iç içe işliyor. Bazen terör örgütlerinin iş tuttuğu servis sayısı birden fazlada olabiliyor ve bu durum bazen servisler arası çatışmaya da neden oluyor. Bu tür terör örgütleri, bilhassa 11 Eylül saldırıları sonrası dünyanın tanımaya başladığı El-Kaide ve onun yeni türevi DAEŞ tipi örgütler. İslam coğrafyasını hedef alan, Afrika’dan Asya’ya uzanan önemli stratejik alanlar üzerinde mevzilenen ve genellikle hücre tipi örgütlenme modeliyle yapılanan ve bu yüzden de aynı adı taşısalar bile birbirinden habersiz ve bağımsız hareket etme kabiliyetine sahip oldukları belirtilen bu örgütler, bu tarzlarıyla açık olarak istihbarat ağının içinden geçtiği bir yapıyı işaret ediyor.

İslam coğrafyasında mevzilenerek, İslam’ı kullanarak aslında İslam’ın özünü hedef alan bu örgütler, esasen yapılandırılmış ve stratejik çıkar hesaplarının maşaları olarak sahaya sürülmüştür. Bu örgütler; İslam coğrafyasında diktatörlere, baskıcı rejimlere, babadan oğula geçen totaliter yönetimlere karşı geniş halk kitlelerinin hak ve adalet arayışlarını baltalayıcı, inanç ve dirençlerini etkisizleştirici ve mevcut yönetimleri meşrulaştırıcı rolleriyle de dikkat çekicidirler.

Bu noktada Müslümanlar için en büyük sınav; sözde İslami referanslarla şiddeti, terörü, katliamları önceliğine alanların oyununu bozmaktır. Ve bunların; aslında İslam’ın; hak, adalet, hoşgörü, sevgi içeriğini ve Medine Vesikası’nın ruhunu yok etmeye çalıştıklarının farkına vararak, İslam’la bağlarının kopartılmalarını sağlamaktır. Bu sınav İslam coğrafyasının kurumsal yapılarının da varlık sınavıdır. İslam İşbirliği Örgütü, Arap Birliği gibi kurumların neyin işbirliği, neyin birliği için kurulmuş olduklarını hatırlamaları gerekmektedir. Müslümanlar için bu sınav; İslam’ın dahili düşmanlarının harici düşmanlarından daha fazla olduğunun bilincine vararak, İslam’ın içinde her daim mevzilenen fitne fesadın kolayca zemin bulmasının engellenebilmesidir.

Bilinmelidir ki, esas olarak terör kirli bir siyasi ve stratejik oyundur ve bu kirli oyun yeni dönemde medeniyetleri çatıştırmak ve buradan çıkar devşirmenin oyunudur. Her terör saldırısını lanetlerken, meselenin tüm bileşenlerini irdelemek herkesin insani sorumluluğudur. Bu meseleyi ideolojik saplantılarla, inanç, fikir veya medeniyet düşmanlığına dayalı reflekslerle, yüzeysel düzeyde açıklamak meselenin karanlıkta kalmasını istemektir.

Barcelona yaşanan terör saldırısında DEAŞ’ın sahne alması, meseleyi sadece bize gösterilmek istenenler değil, tüm bileşenleriyle ele almamıza engel olmamalıdır. Niçin Barcelona seçilmiştir? Hangi mesaj verilmek istenmektedir? Unutmamak gerekir ki, Barcelona sadece turizm çekiciliğiyle öne çıkmıyor. Özellikle son zamanlarda Katalonya’nın merkezi kimliğiyle Barcelona; stratejik ve siyasi bir birikim alanı, Katalonya’nın İspanya’dan ayrılma çabasının yoğunluk mekanıdır. Barcelona’nın bu özelliklerini hesaba katmak gerekir ve bu noktada verilmek istenen mesaj; ayrılma fikrini sorgulatmaya dayalı, güvenlik sorunlarıyla yüz yüze kalma tehdidine dayalı olabilir. Verilmek istenen mesaj; “ İspanya’dan ayrılmış bir Katalonya güvenli bir yer olmayacaktır” mesajı da olabilir. Bunun tersi de düşünülebilir; Katalonların ayrılma çabalarını desteklemeye yönelik, Merkezi İspanya yönetimini; “ güvenliğimizi yeterince sağlamıyor” sorgulamasına da dayalı olabilir.

Öte yandan Katalonların bağımsızlık çabası; sadece İspanya merkezi yönetimi açısından değil, benzer riski taşıyan Belçika hatta Fransa açısından da hoş karşılanmayacağını da unutmamak gerekir. Ayrıca özellikle siyasi bütünleşme hedeflerine yeterince ulaşamamış AB açısından da Katolanya’nın ayrılması ayrı bir sorun oluşturmaktadır. Tüm bunların yanı sıra 18 Şubat’ta gerçekleştirilen “mülteciler hoş geldiniz” büyük yürüyüşünden de yansıdığı gibi Barcelona; Avrupa’da sığınmacılara, mültecilere yönelik yaklaşımı en pozitif olan şehri durumunda. Bu terör saldırısı; bu dostluk yaklaşımından rahatsızlık duyanların cezalandırma çabası da olabilir.

Sonuç olarak, taşeron bir örgüt olan DEAŞ’ın bu terör saldırısını üstlenmiş olması, saldırının nedenlerini ve verilmek istenen mesajları geniş bir çerçeveden bakmamıza engel olmamalıdır.

Önerilen Haber

ABD’nin zamana oynaması

Türkiye açısından Suriye’deki gelişmeler hayati önemini korumaya devam ediyor. Bir yandan Soçi mutabakatı kapsamında İdlib’e …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir