Anasayfa / Köşe Yazıları / 16 Nisan’ın Sonuçları ve Demokratik Siyaset – Akşam Gazetesi

16 Nisan’ın Sonuçları ve Demokratik Siyaset – Akşam Gazetesi

16 Nisan sonrası özellikle bizzat Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı tarafından halk oylaması sonuçlarına yönelik ısrarla sürdürülen çizgi; demokratik siyasetin ötesine geçerek, tehlikeli süreçlere dönüşme riskini içeriyor.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kararını tanımama, “halk oylamasından %50’nin çok üstünde hayır çıkmıştır” söylemi, sokak gösterilerinin provokasyona açılması riskini güçlendirecek özensiz bir dilin kullanılmasıyla haklılığını ispat etme çabası, toplumda gerilim atmosferini besleyici bir riski içeriyor.

Halk oylamasının sonuçlarına yönelik değerlendirmelerin ısrarla ve sadece “mühürsüz zarflar” üzerinden yürütülüyor olması, giderek adeta gerçeğin önüne algıyı yerleştirme çabasına dönüşüyor. Zira bu noktadaki tartışma YSK’nın; sandık kurullarının ihmaline bağlı olarak zarfları mühürlemeden oy kullandırmış olmasının, “her seçmenin anayasal hakkı olan oy verme, tercihte bulunma iradesini ortadan kaldıramaz, geçersiz kılamaz” değerlendirmesine dayanıyor. Bugüne değin tüm seçimlerde benzer durum ortaya çıktığında YSK tarafından daima aynı değerlendirme yapılmış ve böylece süreklilik gösteren içtihat oluşmuştur.

Bu noktada önemli olan mühürsüz zarfların sahte olup olmadığı, buna dayalı kullanılan oyların sahte olup olmadığıdır. Bunun tespitinin hiç de zor olmadığı ortadadır. Zira her şeyden önce sandık kurulları siyasi parti temsilcilerinden oluşuyor ve sadece CHP’nin yaklaşık 350 bin görevlisi sandık başında görev yapmıştır. Ayrıca partiler gerek sandık başındaki varlıklarıyla gerekse oylama sonuçlarının değerlendirilmesine yönelik sahip oldukları bilgi işlem sistemleriyle YSK’nın işleyişi ve sistemiyle bire bir örtüşen veri değerlendirme imkanına sahiptir. Zira bu durumu halk oylaması öncesi CHP’nin üst düzey yöneticileri de ifade etmiş, halk oylamasının sandık güvenliğine yönelik kendilerinin kontrol mekanizmalarının yetkinliğini ortaya koyarak, sahteliğin olma ihtimalinin bulunmadığı belirtilmiştir.

Buna rağmen zihinlerde bulanıklık üretmeye çabalamak, somut sahteciliği ortaya koymak yerine peşin hüküm cümleleriyle halk oylaması sonucunu yok saymak hukuken de, siyaseten de, ahlaken de giderek sorunlu bir hale dönüşüyor.

Bu konudaki sonuçsuz ısrarın kontrolsüz sokak eylemlerine cesaret verebileceği riskini görmek gerekir. Her şeyden önce CHP üst yönetiminin görmesi gerekir. Doğrudan istenilenin bu olmadığını, Türkiye’yi sıkıntıya sokacak, sokaklar eliyle gerilimi ve şiddeti körükleyecek, provokasyonları besleyecek bir atmosferin CHP’ye gönül verenler tarafından da benimsenmeyeceğini kabul ederek, bir an evvel halkoylamasının siyasi sonuçlarına odaklanarak ve yeni dönemin başlayan demokratik sürecine dahil olunmasında ve bu noktada demokratik siyasetin tüm araçlarıyla pozisyonunun belirlenmesinde yarar var. Bakınız eski genel başkan Deniz Baykal; “Daha 2019’da görülecek hesabımız var” diyerek, kısır YSK tartışması yerine, halk oylamasının sonucunu kabul ederek, 2019’a siyaseten hazırlanacaklarını duyuruyor. En azından biz öyle anlıyoruz.

Olması gereken budur. Yani siyasetçiye düşen görev demokratik siyasetin araçlarını unutmadan, onlara sarılarak, milletin gönlünü ve güvenini kazanmaktır. Kışkırtıcı sokak çağrıları, kin ve nefret söylemleri, sadece “hayır oyu verenleri cesur ve namuslu” nitelemeleri, siyaseten çaresizlik, milleti hor görme, ülkeye ve halka olan güveninin ve gönül bağının kopması ve belki de hiç olmaması anlamına gelir.

Yeni dönemin yeni siyasi iklimi; çoğulculuğa ve uzlaşma atmosferine geniş imkanlar tanıyor, demokratik siyasete geniş alanlar açıyor.

Artık siyaset dışı aktörler ve yöntemlerden medet ummaktan vazgeçmek ve milletin söz ve kararına saygı duymak gerekiyor…

Önerilen Haber

ABD’nin zamana oynaması

Türkiye açısından Suriye’deki gelişmeler hayati önemini korumaya devam ediyor. Bir yandan Soçi mutabakatı kapsamında İdlib’e …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir