Anasayfa / Köşe Yazıları / HDP’nin ve bazı baroların yürüyüşü

HDP’nin ve bazı baroların yürüyüşü

Türkiye’nin halihazırda en önemli meselesi, iç cephesini dağıtmaya çalışanların yeniden hareketlenen maskeli çabalarıdır. Dış cephede Mehmetçiğin bileğini bükemeyenler, iç cephede gedikler açmak, birlik ve dayanışmayı dağıtmak için her yolu denemeye yıllardır başvuruyorlar. Şimdi de yenilerine hazırlar.

Bunun için sokağı kullanmak, sokak çağrıları yapmak bugünlerde yeniden denenen yöntem. Sürekli vurguluyoruz; PKK terörüne terör demeyen, PKK terör örgütüne terör örgütü demeyenlerin vesayetine girenlerin sahne almaya çalıştıkları çabalara dikkat çekiyoruz. Siyaset alanını kullanarak, HDP’nin sözde demokrasi yürüyüşüyle PKK terör örgütünün varlığını, terörünümaskelemeye çalışmasının, siyaseti ve demokrasiyi kirletmekten öte anlamı yok. Bu tablonun hukuken artık mazur gösterilebilir yanı da yok.

Hukuk deyince şimdide bazı baroların yürüyüşe sahne oluyoruz. Yürüyüşün sebebi; Hükümetin hazırladığı söylenen, baro ve meslek odalarına ilişkin yeni yasal düzenlemeye karşı tepkilerinin ortaya konulması.Oysa henüz üzerinde çalışıldığını bildiğimiz hem istişare sürecinin sonlanmadığı hem de kesinleşmiş bir taslağın olmadığı bir adım konusunda sokaklara dökülmek ne anlama geliyor?

Adalet Bakanının davetine icabet etmeyip,fikirlerinizi orada ifade etmeyip,istişare arayışını reddederek, siyaseti bir siyasi parti refleksiyle yapmaya çalışmanın bir meslek örgütünün ruhuyla uyuşuyor mu?

Adalet Bakanı bazı baroların yürüyüşüne ilişkin yaptığı açıklamada; açık kapı diyaloğu yürüttüklerini, baro başkanlarını dinlediklerini,Türkiye Barolar Birliği Başkanı Prof.Dr.Metin Feyzioğlu ve baro başkanlarıyla her zaman irtibat halinde olduklarını, temel yaklaşımlarının, baroların daha çoğulcu ve katılımcı bir yapıya kavuşması olduğunu dile getirerek;“savunma mesleğini geriye götürecek bir çalışmaya asla destek vermeyiz. Arkadaşlarımız, savunmayı daha güçlendiren, avukatların haklarını daha koruyan ve mesleki örgütlenmeyi daha da güçlendiren bir yapı üzerine çalışma yapıyorlar. Şu anda AK Parti’nin kamuoyuna açıkladığı bir taslak yok”

Yürüyüş yapan baro başkanlarına ise;”Ortaya çıkan hangi şeye karşısınız? Teklif yok, hangi maddesine karşı çıkıyorsunuz? Ortada henüz bizim bile daha vakıf olduğumuz bir teklif yok. Teklif ortaya çıktıktan sonra herkesin eleştiri ve öneri yapabilir” diye seslendi.

Meselenin özü de budur. Uzlaşma arayışına kendini kapatarak, sokak üzerinden sonuç almaya çalışmak yıpratıcıdır. Kimseye faydası yoktur.

Kabul edilmelidir ki; Türkiye çok zorlu süreçleri direne direne, çarpışa çarpışa aşarak, yol alıyor. Başta PKK ve FETÖ terör örgütleri olmak üzere Türkiye’yi hedefe koyanların arkasında kümelendiği tüm maşa terör örgütlerine karşı mücadelesi küresel terör ve sömürü baronlarına karşı verilen mücadeledir. Bu mücadele istiklal mücadelesidir. Toplumun her kesiminin başta baroların, meslek örgütlerinin,sendikaların bu mücadelede teröre karşı dimdik, sarsılmaz dirençle ve mücadele ruhuyla yer alması gerekir.

Bu konuda maalesef bazı baro ve oda temsilcilerinin,yöneticilerinin beyanları, yayınladıkları bildiriler bu mücadele ruhundan çok uzaktır.

Bir süredir Barolar Birliği Başkanı Prof. Dr.Metin Feyzioğlu’nun bazı barolar tarafından hedefe konmasının esas nedenleri de bu noktada düğümlenmektedir.

Bakınız Feyzioğlu, PKK terör örgütünün tasarladığı, HDP’nin desteklediği hendek terörünün yaşandığı günlerde, Mersin Barosunun düzenlediği bir toplantıda, Çağdaş Hukukçular Derneğine bağlı bir grubun protestolarıyla karşılaşınca neler söylemiş; “ Terör örgütüne, neden 3 yıl boyunca hendek kazdın, keskin nişancı eğitimleri verdin, asfaltların altına bombaları hangi barışçıl amaçla döşedin’ diye sorgulamadan, varsa yoksa ‘Devlet suçludur’ dendiğinde, kusura bakmayın ben de şunu söylüyorum: Bu devlet yıkılırsa, hepimiz ve demokrasimiz devletin altında kalırız. Bu devletin yıkılmaması için adaleti mülkün temeli haline getirmek lazım. PKK’ya terör örgütü dedim, bu kanlı savaşın bir numaralı sorumlusu ilan ettim diye ben baskıcı faşist, anti-demokrat mı oluyorum? Devletin karşısında bilinen en kanlı terör örgütünü bir özgürlük ve sevgi yumağı olarak göstermek isteyenlere vereceğim cevap ‘hadi oradan sen de’ olur.”

Bu sözlerde, bu hakikatte dün buluşmayan bazı baro yöneticileri, bugün ne durumdalar acaba? Dün yapmadık ama bugün bu sözlerin haklılığını gördük ve altına imza atıyoruz diyebiliyorlar mı?

Öncelikle bunun cevabını versinler…

Önerilen Haber

CHP’de iki ismin siyasi pozisyonu

Bir yandan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu için açılan davanın seyri, diğer yandan İzmir …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir