Anasayfa / Köşe Yazıları / HDP-PKK ilişkisinde CHP’ye düşen görev

HDP-PKK ilişkisinde CHP’ye düşen görev

Kürt Sorunu devam ettiği sürece, gerillaya da katılımlar olacak, çatışmalar da olacak, savaşlar da olacak”. Bu çirkin sözler, yargı kararıyla vekilliği düşürülen ve terör örgütü üyeliğinden aldığı cezayı, çekmek üzere cezaevine giren HDP’nin Hakkari Milletvekili Leyla Güven’e ait.

Ortada büyün bir sorun var. Hiçbir demokratik hukuk devletinde yaşanmaması gereken gelişmelerle iç içeyiz. Yeryüzünün herhangi bir yerinde demokrasi ve hukuk düzeni açısından hangi ülke en ileri noktadaysa o ülke de, bir terör örgütünün anatomisinin bir parçası olan bir partinin varlığına asla izin verilmeyeceği aşikardır. Defalarca hatırlattığımız gibi, İspanya da ayrılıkçı ETA örgütünün, şiddet eylemlerini kınamadığı için ETA’nın siyasi kanadı olan Batasuna Partisi kapatılmış ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) yapılan itirazı reddetmiş ve kapatılmayı hukuka uygun görmüştür.

Ortada bazıları için büyük bir çelişki var. HDP-PKK ilişkisine dair; bir yandan HDP’yi yönetenlerin asla reddetmedikleri, PKK terör örgütü bağının varlığını açıkça siz de reddetmeyeceksiniz diğer yandan da, HDP’nin temsilcilerine yönelik işleyen hukuki süreçleri, somut, dosya üzerinden konuşmak yerine toptancı bir yaklaşımla demokrasiye, milli iradeye darbe olarak niteleyeceksiniz. Bu çelişki, bu ikircikli yaklaşım; Türkiye’nin en önemli siyaset sorunu, aydın sorunudur.

Kimdir bu yaklaşımı sergileyenler? Her şeyi açık koymak gerekir. HDP’ ye verilen oylara yönelik siyaset üreterek, doğrudan talip olmak yerine, HDP çatısı üzerinden açık-kapalı yakınlaşmalar içine giren öncelikle siyasi partilerdir.

Olmuyor? Ne yapıldıysa HDP’yi yönetenleri, PKK’yı yönetenlerden koparmak mümkün olmuyor. Olması da mümkün görünmüyor. Zira Selahattin Demirtaş’ın söylediği gibi; HDP, PKK terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın projesidir. O istemiştir ve kurulmuştur.

PKK terör örgütünün üst yönetiminin, HDP’yi yönetenlerin üzerindeki hiyerarşik varlığı ve ağırlığı son derece belirgindir. PKK üst yönetimine rağmen HDP’yi yönetenlerin siyaseten yapacakları hiçbir şey yoktur. Yakın tarih bunun kanıtıdır.

Siyaset alanını kullanarak, maskeli tavırlar sergileyerek, oy devşirme şehvetine kapılanların heveslerinden yararlanarak, siyasette temsil imkanlarını kendilerine kalkan ederek aslında bizlere dayattıkları; “bizi böyle kabul etmek zorundasınız” yaklaşımıdır.

Bu yaklaşıma göre sergilenen tutum şudur; “Biz PKK’nın ürünüyüz ve siz de bunu bilseniz bile sessiz kalmalısınız. Buna boyun eğmelisiniz. AK Parti ye karşı muhalefet olarak iktidar yolunda bu ikircikli, maskeli, çelişkili tavrı sergilemeye devam etmelisiniz. Zira bu bizim de oy açısından çok işimize geliyor ve bizim PKK bağımız; adeta olağanlaşıyor, alışılıyor, meşrulaştırılıyor ve algılar da, olgularda teslimiyete yol açıyor. Biz de sizin sayenizde oy oranımızı korumaya devam ediyoruz.

Ama laf aramızda Leyla Şahin’inde dediği gibi, PKK saldırıları durmayacak. Bunu da kabul etmeniz gerekecek.”

Aslında HDP-PKK ilişkisini görmezden gelerek, HDP’yi yönetenlerle yakınlaşarak oy avcılığına yönelenlere dayattıkları budur.

Dayatılan; siyaset alanını Kandil vesayetine oyuncak etmektir. Hep söylüyoruz, yazıyoruz. Bu noktada CHP’yi yönetenlere büyük rol düşüyor. Şayet HDP’ nin PKK ile sarsılmaz bağını kabul ediyorlarsa ve bugüne kadar da bu bağın kopması için herkesin, her açıdan çabasına , beklentisine, atılan adımlarına rağmen bu bağ sürüyorsa, HDP’ye siyaset alanını,güçlü fikirlere dayalı yine siyaset marifetiyle dar etmesi gerekir. Bunun için siyaset üreterek, HDY’ ye giden oyların adresi olması gerekir. HDP ‘yi yalnızlaştırması gerekir. Kolaycılığa kaçarak, HDP yöneticileri üzerinden açık/kapalı yakınlaşmalara, ittifaklara bel bağlamamalıdır. Kendisi doğrudan adres olmalıdır. Zor olanı ama esas olanı, doğru olanı seçmelidir.

PKK-HDP ilişkisini kendisi sorgulamıyorsa ama bu ilişkiyi sorgulayanları da “HDP’yi ötekileştirme”, “HDP’yikriminalize etme” suçlamalarından vazgeçmelidir. Artık kabul etmelidirler ki; asıl HDP’yi yönetenler, kendilerini kriminalize etmekten vazgeçmemektedirler, çekinmemektedirler. PKK üst yönetiminin istediği KCK modelini uygulamaktadırlar. Bazı pozisyonlara özellikle kriminal olmuş veya olması istenen isimler getirilmektedirler. Bunlar belediye başkanı, belediye eş başkanı, milletvekili gibi görevlere geldiklerinde haklarında hukuk işlediğinde de demokrasiye darbe yakıştırmalarıyla, örgütün dayattığı bu modeli meşrulaştırma çabasıyla propagandaya dönüştürmektedirler.

Bu oyun bozulmalıdır, siyaset alanı bu kirlilikten yine erdemli siyaset eliyle temizlenmelidir. Bunun yolu da; siyaset kurumunun, siyasetçilerin, siyasi partilerin, ülkenin geleceğine sahip çıkmak isteyen aydınların sorumluluk üstlenmesinden geçmektedir.

Bu nedenle CHP yönetimine büyük iş düştüğünü söylüyor, ilk adım olarak Diyarbakır Annelerine giderek, onları dinleyerek, HDP-PKK ilişkisine dair net tavır alarak, HDP gerçeğine dair, PKK ile mesafeli olmayanlarla biz mesafeliyiz yaklaşımıyla, Diyarbakır Annelerine; ”kaygılanmayın biz varız” demelerini bekliyoruz..

Kötü bir şey mi istiyoruz?  

Önerilen Haber

Yeni siyaset alanı ve siyasi ittifakların geleceği

Yeni hükümet sisteminin siyasete katacağı imkanları değerlendirmek yerine, onunla çatışarak, meseleyi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı yıpratmanın aracı …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir