İran-İsrail savaşı devam ederken, ABD’nin savaşa doğrudan katılıp katılmayacağına dair merak giderek artıyor. ABD Başkanı Donald Trump, bu merakın giderilmesine yönelik son karar anına kadar belirgin bir tutum sergilemekten kaçınıyor.
Zira çok kısa zaman dilimi içinde birbirlerinden çok farklı açıklamaları ve sözleri üzerinden sonuç çıkarmak, şu anda pek mümkün değil. Önce savaş açabileceğine dair sert açıklamalar yapıp, kısa bir süre içinde bu defa müzakereye yönelik sözler ifade etmesi, şu anda Trump yönetiminde ABD’nin nasıl bir adım atacağının belirsizliğine yol açıyor.
En son olarak ABD basının da Trump’ın savaş planını onayladığına dair haberler çıktı ama kısa süre sonra Trump ekibi tarafından bu haber doğrulanmadı. Ancak 14 gün içinde Trump’ın kararını açıklayacağı sözleri öne çıkmaya başladı. Trump ise çarşamba günü gazetecilere, “Ne yapacağımı biliyorum ama nihai kararı genellikle son saniyede veririm” dedi. Öyle anlaşılıyor ki, Trump bu konuda sanılanın aksine ince eleyip sık dokuyor. İran’a karşı savaş Trump için dün olduğu gibi bugün de öncelikli olarak görünmüyor. 2026 ara seçimini de hesaba katıyor. Ayrıca ancak Netanyahu’nun öne çıkan pozisyonundan da hoşnut değil.
Bu noktada Trump’ın, öncelikle İran’ın müzakere sürecine yeniden dahil olmasını isteyeceği anlaşılıyor. Bu konuda İran’dan çok katı bir tutum ortaya çıkarsa, bu defa da Netanyahu’nun önüne geçerek, hiç olmazsa Fordo nükleer tesislerine, B-2 bombardıman uçaklarıyla bir saldırı kararı verebilir. Trump’ın bu bekleme süreci, karşılıklı hava saldırılarıyla devam eden savaşın İran’ı yıpratma beklentisinin yanı sıra Netanyahu’nun da yıpranmasına yönelik beklenti içerdiği söylenebilir.
Zira Netanyahu, İran saldırısında Trump’ı savaşa ortak olmaya zorladığı anlaşılıyor. Aynı zamanda Netanyahu, ABD’nin Suriye’den asker çekmesini de istemiyor ve böylece başta PKK-PYD/YPG olmak üzere bölgenin terör örgütlerinden tamamen arınmasını da engellemek istiyor. Bu konuda ABD müesses nizamının desteğini de görüyor. Bölgedeki CENTCOM komutanı orgeneral Michael Kurilla da aynı zeminin bir parçası olarak, pozisyonunu sürdürüyor.
Trump’ın Netanyahu’ya olan soğukluğunu, Netanyahu, ABD müesses nizamının derin yapılarının, ona yönelik sıcaklığıyla karşılamaya çalışıyor. İran’a yönelik cephe açmanın önemli bir faktörü de budur.
Kuşkusuz Trump bu hamleyi görüyor ve şimdi öne geçmenin en doğru tercihinin ne olduğunun tespit sürecinde.
Bu arada ABD İran’a saldırırsa, bugüne kadar etkili bir refleks göstermeyen Çin bu durumda ne yapar sorusu öne çıkıyor. Zira ABD’nin doğrudan savaşa girmesi durumunda ilk akla gelen; küresel büyük bir savaş atmosferine mi girilir ya da yaygın deyimiyle üçüncü dünya savaşı mı çıkar, sorusunun sorulmasıdır. Bu bağlamda Çin’in tavrına yönelik öncelikle söylenmesi gereken; Çin’in elbette arka planda kalarak, ancak ABD’yi bu noktada olabildiğince tutarak, yıpratabilmek için İran desteğini kuvvetlendirme hedefini güdeceğidir. Bu noktada Rusya’da bir adım geride kalarak, onun da Çin’e benzer hesap yaparak, İran’a desteğini belirginleştireceği söylenebilir.
Kısacası, Trump’ı bu karar aşamasına sokan Netanyahu’nun Trump ajandasıdır. Bakalım kimin ajandası baskın çıkacak…
Prof. Dr. İ. Yaşar Hacısalihoğlu Resmi Web Sitesi