Anasayfa / Köşe Yazıları / Ekonomi-güvenlik ilişkisi ve jeopolitik riskler (Akşam Gazetesi)

Ekonomi-güvenlik ilişkisi ve jeopolitik riskler (Akşam Gazetesi)

Ekonomide jeopolitik riskler; ekonomi-güvenlik ilişkisinin değişen doğasının bir ürünü olarak günümüzde uluslararası ortamın en can alıcı başlığı. Jeopolitik riskler; küresel veya bölgesel düzeyde cereyan eden uluslararası çatışmaları, devletlerin yönetim krizlerini, kitle imha silahlarının denetimsizliğini, terörün değişen doğasını ve buna bağlı olarak işlevler üstlenen terör örgütlerinin etkinliği gibi daha birçok güvenlik sorununu içeriyor.

Soğuk Savaş döneminin bloklu yapısının sona ermesinden hemen sonra uluslararası ortam statik karakterinden dinamik bir niteliğe büründü. Yeni döneme dair ekonomik fırsatlar ve buna dayalı yeni egemenlik hamleleri ve tüm bunların stratejik hesapları esas itibariyle yeni jeopolitik ortama dayalı olarak ortaya çıktı. Bu durum yeni bir siyasal atlasın habercisiydi. Özellikle Soğuk Savaş sonrasının jeopolitik boşlukları, yeni dönemin hem ilgi odağı hem de bu özelliğinin doğal bir sonucu olarak yeni dönemin sinir uçları merkezi durumundaydı. Pasifik’ten Orta Asya’ya, Kafkaslar’a, Karadeniz havzasına, Balkanlar’a, Doğu Avrupa’dan Baltıklar’a, Akdeniz’den Kuzey Afrika’ya ve Hazar havzasından Basra Körfezi’ne kadar uzanan bu yeni sinir uçları, hem küresel hem de bölgesel güç mücadelelerinin yeni jeopolitik oyun alanları olarak belirginleşti. Bu alanların güç boşluklarının doldurulması veya mevcut statükolarının dağıtılması adına bir dizi aktör tarafından projeler geliştirildi ve kıyasıya rekabet başladı.

Bu genel tablo içinde; ekonomi alanıyla güvenlik alanı her zamankinden çok daha fazla iç içe geçmiş ve alanı genişlemiştir. Ekonomi-güvenlik ilişkisi jeopolitik risklerin seyrini ve derecesini belirlemektedir. Bu ilişkinin içeriğinde yer alan bazı önemli hususların vurgulanması gerekir. Bilhassa ulaşım, iletişim ve bilişim alanındaki teknolojik gelişmeler, ekonomi-güvenlik ilişkisinde güçler arasında siber savaşlara zemin hazırlamıştır. Bu savaşlar, sadece devletler arasında değil, şirketler arasında da belirgindir. Buna bağlı olarak istihbarat alanında yeni yöntem ve teknikler gelişmiş, istihbarat yapılarının hareket kabiliyeti ve etki düzeyi artmış ve bu yapıların en ufak sızmalara karşı duyarlılığı ve bunun yansıması olarak ülke çıkarlarına dayalı milli hassasiyetleri en üst düzeye çıkmıştır. Bu nitelikte bir istihbarat yapılanması, ülke olarak dışa açılmanın ön koşuludur. Nitekim ülke güvenliği ile ülkenin açılım alanları güvenliği her zamankinden çok daha fazla birbirine eklemlenmiştir. Çünkü ekonomide jeopolitik riskler çok bileşenli ve etkileşimlidir. Ayrıca ekonomik-güvenlik ilişkisinde pazar ve piyasa güvenliği esastır. Bilhassa teknolojiden aldığı destekle çok daha akışkan hale gelen mali sermaye, özellikle gelişmekte olan ülkelere yönelik istikrar bozucu niteliğiyle önemli bir güvenlik sorunudur. Özellikle üretim ekonomileri yeterince güçlenememiş ülkeler için kontrolsüz mali sermaye hareketliliği, çoğu zaman o ülke için ekonomilerini kırılganlaştıran, negatif bir unsurdur. Bu durum da ekonomi-güvenlik ilişkisine bağlı olan jeopolitik risklerden sayılmalıdır. Bu noktada ülkelerin merkez bankaları ve onların milli karakteri büyük önem taşımaktadır.

Ekonomi-güvenlik ilişkisinin bir başka yansıma alanı enerjidir. Enerji, jeopolitik risklerin en belirgin besleyicisidir. Tedarikçi-pazar sarmalının içinden geçtiği her hat, stratejik reflekslerin ortak etkilenme alanıdır. Boru hatları stratejisi esas olarak boru hatları jeopolitiğinin yörüngesindedir. Enerji de tedarikçi-pazar ekseninin coğrafi uzanımları aynı zamanda terörün üretildiği coğrafi hatlar olarak dikkat çekmektedir. Aracı kurumlara dönüşmüş olan yeni terör örgütlerinin finansman, silah ve insan kaynakları ile devletlerin hükümranlığına dayalı yetki ve sorumluğu arasındaki ilişki derindir. Aslında terör örgütleri devletlerin kontrolündedir. Kontrol dışına çıkmaları mümkündür ama bu durum daha çok yeni devletlerin kontrolüne girilmesiyle neticelenir.

Ekonomi-güvenlik ilişkisinin bir başka yansıması; küresel sermayenin mekânsal sıkışlığıdır. Bu sıkışıklık, pazar ve piyasa daralmasıdır ve küresel sermaye için bu sıkışıklıktan sıyrılmanın yolu, yeni mekanlar üretmektir. Bu durum kolayca ufalanmaya elverişli mevcut bazı devletler üzerinden yürümektedir. Bu devletlerin daha kolayca ufalanmalarında, ayrışmalarında sadece yapısal olarak elverişli olmaları değil aynı zamanda bulundukları jeopolitik ortamın da elverişliliği önemli etkendir. Aslında bu durum uluslararası politik ekonomi açsından yeni bir trendin yansımasıdır. Soğuk Savaş sonrası, iki Almanya’nın birleşmesinden başka toprak üzerinden birleşme örneği yoktur. Esas itibarıyla özendirilen trend, “coğrafi boşanmalar” olarak nitelendirilebilecek parçalanmalardır.

Sudan’ın yaşadığı gibi… Suriye, Irak, Libya ve daha birçok Ortadoğu ülkesinin yüz yüze kaldıkları durum gibi…

Önerilen Haber

ABD’nin zamana oynaması

Türkiye açısından Suriye’deki gelişmeler hayati önemini korumaya devam ediyor. Bir yandan Soçi mutabakatı kapsamında İdlib’e …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir