Anasayfa / Köşe Yazıları / AB, sığınmacılar ve medeniyet sınavı…

AB, sığınmacılar ve medeniyet sınavı…

Günümüzün en önemlisi sorunlarından biri, yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalan sığınmacıların içinde düştükleri durum. Özellikle Suriye’den doğan sorun, Avrupa Birliğinin (AB) iç uyumunu sarsmış ve sınırsızlık idealini zedeleyerek, Shengen rejiminin sorgulanmasına ve yeniden sınırların kalınlaştırılmasına, duvarlar ve dikenli tellerle çevrelenmesine yol açmıştır.
Bu sorun, aslında insanlık ve medeniyet sorunu olarak boyut kazanıyor. Bu meseleye kayıtsız kalmak, duyarsızlık göstermek insanlık ve medeniyet sorgulamasını zorunlu kılıyor. Bu büyük kitlenin nefes arayışlarına ilgisiz kalmak insanlıktan uzaklaşmaktır.
Bu mesele, sığınanlara sadece barınaklar sağlamayla çözüme kavuşturulamayacak düzeyde boyutlanarak büyüyor. Mesele; ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal sonuçlar üreterek ve çözümlerini de çok boyutlu yaklaşımla ele alınmasına muhtaç hâle gelerek büyüyor.
Meselenin ortaya çıkmasına ve giderek büyümesine neden olan faktörleri sahici ve samimi olarak ele almadıkça bu mesele sistemli ve kalıcı olarak çözüme kavuşturulamaz. Geçici çareler aramak bu önemli meselenin yakıcı sonuçlarını ortadan kaldırmıyor. Sadece meseleye parasal zaviyeden bakarak, yapılacak yardımların miktarları üzerinden yaklaşımlar sergilemekte meselenin kalıcı ve kapsamlı çözümüne imkân tanımıyor.
Sadece Suriye’den yerinden, yurdundan olmuş, ülkesinin teröre teslim edilmesiyle yaşamlarını kurtarabilmek için vatansız kalmış bu büyük kitlenin sadece bugüne değil geleceğinin de güvence altına alınması ve yeni sorunlar, yeni dramlar üretilmemesi, meselenin en hassas yanını ortaya koyuyor. Bu durum sadece birkaç ülkenin yükleneceği bir sorun olmanın çok ötesinde ve büyüklükte.
Türkiye’nin 2.5 milyon Suriyeliye hayatlarını sürdürebilmek adına nefes olması, bu büyük meselenin kalıcı çözümüne başka duyarlılıklarının da katılmasını zorunlu kılıyor. Bunun için AB ülkeleri bu duyarlılığı göstermesi gereken ilk adres. AB ülkelerinin ve AB’nin mekanizmasının Türkiye’ye sığınan bu kitleye duyarlılık göstermesinin de ötesinde bu akın, doğrudan Avrupa kapılarına dayanmış durumda. AB çaresiz. Çözüm üretebilmenin arayışı içinde. Ancak esas arayış, bu meselenin kalıcı ve köklü çözümüne yönelmek olmalıdır. Oysa AB kapılarına dayanan bu büyük kitleyi nasıl püskürtebilirimin arayışı içinde. Bu öncelik öne çıkınca da Türkiye’yle aynı duyarlılığı paylaşmak güçleştiği gibi AB zaviyesinden Türkiye’yi bu meselenin coğrafyasına dönüştürmenin, bu meselenin tampon coğrafyası kılmanın refleksleri dikkat çekiyor.
Ancak Türkiye bu konuda son derece açık bir dille ve yaklaşımla ortaya koymaktadır ki, bu meselede samimi yaklaşım külfet paylaşımını esas almaktır. Sonuçta AB’nin Türkiye ile çok boyutlu kurumsal ilişkileri olması bu meselede ortak tavır takınılmasını zorunlu kılıyor. Avrupa Konseyi ve NATO üyesi olan, AB üyelik müzakere sürecinde bulunan Türkiye’nin yüklendiği bu külfete destek olmak AB için sadece insani açıdan değil hukuksal bakımdan da bir yükümlülük.
Türkiye’nin sunduğu önerilere parasal pazarlıkla karşılık vermek ve sonrasında bu durumu rüşvet-şantaj gibi çirkin sıfatlarla kara propaganda malzemesi hâline getirmek, en iyimser nitelemeyle tam bir sahtelik ve ikiyüzlülük örneğidir.
Türkiye’nin Suriye meselesine yönelik uzunca bir süredir ifade ettiği Suriye’nin kuzeyinde güvenlikli bölge önerisi, bu sorunun kalıcı çözümüne yönelik katkı niteliğindeydi. Hâlâ bu yapılabilir. Yeter ki AB ülkelerinin insanlık adına mazlumların gerçek ihtiyaçlarını karşılamada bütünleşebilsinler ve aynı acıyı hissedebilme erdemini gösterebilsinler.
Kuşkusuz bu ideal insanlık ülküsünü ortaya koyabilmek, ülkelerin çıkarlarının kurbanı kılmadan hayata geçirebilme kararlılığını ve medeni duruşunu sergileyebilme cesaretine bağlıdır.
Türkiye AB arasında bu konuda yapılan zirve sonuçlarının gerçek çözüme katkı sunabilmesi de bu zeminde değerlendirilmesine bağlıdır.
Aslında bu durum, AB’yi insanlık ve medeniyet sınavına tabi tutuyor.
Sonucunu hep birlikte göreceğiz…

Önerilen Haber

CHP’de ne değişecek? (2)

CHP üst düzey yönetiminden yansıyan; “Afrin’e girmeyin”, Mehmetciğe mihmandarlık yapan PKK/PYD-YPG terörüne karşı Suriye’de birlikte …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir